Yeşil Bina Dergisi 30. Sayı (Mart-Nisan 2015)
36 YEŞİL BİNA / NİSAN 2015 Nitekim sera etkisi, global ısınma ve ozon tabakasının delinmesi, türlerin azalması, radyasyon konularında, uzmanların olay- ların boyutlarına ilişkin yaptıkları açıkla- maların, tespitlerin yetersizliği ve hatta ciddi fikir ayrılıkları bu durumu açıkça göstermektedir. Günümüzde yoğun-yüksek enerji kul- lanımının, yani entropinin giderek artması, içinde bulunduğumuz hayatın-doğanın giderek düzensizliğe, yok olmaya doğru yol alması; fiziksel-dışsal olduğu kadar “metafiziksel-içsel” yapımızı da doğrudan etkilemekte ve kronik bir “huzursuzluk” halini yaşamamıza neden olmaktadır. Aslına bakılırsa kozmik evren ve biz insanlar “kaos”un ta kendisiyiz. Sevgili Tolga Yarman Hocamızın ifadesi ile “Biz- ler, kaosun torunlarıyız”. Çünkü “evren” ve “kaos” bizim dışımızda değil, tam da içimizde. Yani, evren bizim “makromuz”, bizler evrenin “mikrosuyuz”. İnsanlık tarihinin binlerce yıllık kadim birikimiyle oluşan bu felsefe (Aborijinlerden, Kızıl- derililere, Uzak Doğu felsefelerinden İslam-Tasavvuf felsefelerine, Derin Eko- loji düşüncelerine kadar) “tekliğin birliği, birliğin tekliği” ve/veya “vahdet-i vücud; varlığın birliği” diye de ifade edilebilir. Bu felsefe Tao, Buda, “Ene-l Hak” diyen Hallac-ı Mansur, Muhyittin İbnü’l Arabi, Nesimi, Niyaz-i Mısri, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Mevlana gibi bilgeler tara- fından binlerce, yüzlerce yıl önce ortaya konmuştur. Eğer, insanlar ya da en azın- dan tek tek bireyler, bu durumu idrak ederek (farkındalık ya da aydınlanma hali), kozmik bilince, yani bir üst bilinç seviyesine kavuşabilirsek, “kâinatın” bütün seslerini, enerji dönüşümlerini-tit- reşimlerini hissedebilirsek ve kendimizi enerjinin kozmik dansının “frekansına” ayarlayabilirsek, özetle “tekliğin birliğine” varabilirsek ancak gerçek ve nihai bir “huzura”, “aşka”, “sevgiye” erişebiliriz. Oysa insanlar, yaşadıkları hızlı-yüksek- yoğun enerji kullanımlı hayat tarzlarıyla, egolarıyla, hırslarıyla, akıllarıyla kendilerini kâinatın “tek” efendisi vazederek, kozmik evrenin sadece mikro bir parçası oldu- ğunu unutup, kendi iç aydınlanmalarını ve farkındalıklarını oluşturamadıkları için binlerce yıldan beri hep mutlak “huzur” aradığını sanmış, ancak giderek daha da “huzursuz”, ”sevgisiz” olmuştur. Ancak tam da bu noktada, önce koz- mik bilince erişebilirsek ve buna bağlı olarak yüksek enerjili hayatımızı-halimizi (sürekli daha çok üretmek-tüketmek- hızlanmak-büyümek-yok etmek-elde etmek-almak üzerine kurulu materyalist hayat sistemleri) tedrici olarak terk edip, daha düşük seviyeli bir enerji kullanımlı ve doğrudan doğa ile uyumlu “sade hayat” tarzına geçebilirsek, hem entropi yavaşlayacak hem de Lorenz’in bahset- tiği, kaosun “kelebek etkisinin” gücü, Schelling’e göre de “kaos=potansiyel güçlerin metafiziksel birliği” muhtemel trajedilere, felaketlere belki de daha az yol açabilecektir. Çünkü kaotik sistemlerde küçük değişiklikler öngörülemeyen büyük değişikliklere yol açarken, kimi zaman da büyük değişiklikler küçük ya da etkisiz değişmeye yol açabilmektedir. Bunu en güzel eski bir şiir anlatmak- tadır; Bir çivi kaybolduğu için bir nal kayboldu, Bir nal kaybolduğu için bir at kayboldu, Bir at kaybolduğu için bir atlı kayboldu, Bir atlı kaybolduğu için bir haber kayboldu, Bir haber kaybolduğu için bir savaş kaybedildi, Ve bir savaş kaybedildiği için bir krallık yok oldu. Sonuç olarak zihnimizin bir “gerçeklik” olarak varsayarak kabul ettiği bütün bu başlangıcı/sonu-sonucu belirsiz teoriler- den ve bu çok karmaşık durumlardan, en azından benim anlayabildiğim ve naçi- zane vardığım nokta şu ki, bireyler olarak bu dünyada yapmaya çalışacağımız en önemli şey, her ne şekilde olursa olsun önce kendi aydınlanmamızı gerçekleş- tirebilmek, farkındalıklarımızın farkına varabilmek, en azından ortaya çıkarmak, kendimizi tanımak, bu vesileyle kâinatı algılayabilmek ve nihayetinde kâinattaki her şeyi “kayıtsız-koşulsuz” sevebilmektir. Bunun için kuşkusuz birçok “yol” vardır, ancak her insan yolunu kendi arar ve bul- maya çalışır. Belki de zaten bu “yolun” bir sonu yoktur ve “yolculuk” dediğimiz şey “yolun” bizatihi kendisidir. Önemli olan “yola çıkmak” ve “yolda” olmaktır. PERSPEKTİF
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=