Yeşil Bina Dergisi 24. Sayı (Mart-Nisan 2014)
56 YEŞİL BİNA / NİSAN 2014 sürede çöpe dönüşmesi sağlanan sanayi ürünlerinin yerine yeniden satın almak zorunda bırakıldığımız araç gereç yüzün - den canlanmıştı ekonomi... Bu tüketim çılgınlığının devamı duru - munda, çöplerimizi koyacak yer bile kal - mayacak ve gelecek nesiller bizi affetme - yecektir. Bu yüzden Gana, üstelik kaçak yollardan, dünyanın elektronik çöplüğü haline geldi. Doğası katledildi. Bu da bir insanlık ayıbıdır. “Kullan at!” metodundan ve bunu zorunlu hale getiren süreçten üreticiler de tüketiciler de vazgeçmelidir. Sıra Dünyaya Geldi!.. Maalesef artık dünyaya da bir “eskime ömrü” biçilmiştir. Farkındaysanız “küre - sel ısınmanın tüm günahı insanlarındır” deniyor ve kıyamet tarihi veriliyor adeta. “Sizin yüzünüzden buzul çağına girece - ğiz!” naraları patlatıldı. Bu çığırtkanlara da “çağdaş havariler” gözüyle bakıldı. Halbuki gerçekte bu döngü milyonlarca yıldır süregelen jeolojik bir periyottu. Fakat tüm sorumluluk bize faturalandı. Böy - lece bir karabasan yaratıldı!.. Senaryo hazırdı ve ticaret ehli derhal kolları sıvadı. Hemen A sınıfı buzdolabı ve diğer ev alet - leri satışa sunuldu. Halbuki daha önce, yaşam koşullarının gözden geçirilmesi ve iyileştirilmesi gerekiyordu. Belli miktarda A sınıfı satıldıktan hemen sonra AA sınıfı dolaplar piyasaya sürüldü. Şuna inanınız, bir süre AAAA sınıfı da yeterince satıldı - ğında şöyle bir haber çıkacak: “Kusura bakmayın. Meğerse bunlar Z sınıfı bile değilmiş. Şimdi yıldızlı A sınıfı dolaplar yaptık”. Hayırlı alışverişler!.. Alın size güncel bir örnek: Flâmanlı ampullerin 2010’da yasaklanmaya baş - lamasından hemen önce ortaya çıkan 10-15 yıl ömür biçilen tasarruflu ampulle - rin, en çok beş yıl sonra, aslında ne kadar tehlikeli olduğu, cıva içerdiği, o yüzden, kırıldığında başa bela olduğu ve beklenen performansı vermekten de uzak olduğu çıktı ortaya. Derhal, tekrar yasaklanma sürecine girildi dünyada. 2015 son tarih! Bu ticari saadet zincirine sebep olan - lar ise bilim adamı geçinen ve “koridor - daki üç lambanın birini söndür, yüzünü daha az suyla yıka, dünyanın geleceği aşkına; daha fazla ısınmasan da olur!” diye söze başlayan kimselerdir... Hayır!.. Eğer yaşamsal ihtiyaç o aydınlığı ve o ısıyı gerektiriyorsa, üç lamba da yana - caktır, tamamen doğal enerji kullanan, örneğin ısı pompası da devrede olacaktır. Ama öncekilerin harcadığı enerjinin onda birini kullanırken, elli kat ömür sağlayıp hizmetimize sunulan, aydınlatma ve eskilere göre yüzde yirmi kaynak girdisi ile yetinen, ısınma araçları ile yer değiş - tirecektir. Artık miktarı minimize edilen enerjiyi de bir zahmet yapı bünyesinde elde edebilmektir şimdiki marifet. Ya da “Enerji Mimarlığı” dediğimiz kapsamda, yani planlama becerisi ve ışığı yönlendiren araçlar ile o mekan zaten aydınlanacak, ısınabilecek ve soğutulacaktır. Yani doğa - nın, aklın emrine sunduğu nimetleri kul - lanma başarısı ile... Bir ileri adım, doğal havalandırma ve temiz hava alma marifeti ve kanalizasyon ihtiyacını bile ortadan kaldırabilen biyolojik arıtma donanımıdır. Yani yapımız artık bağımsız Cumhuriyettir adeta!.. Rüzgar ve Güneş Tarlaları Bu aşamada ikinci ticari manipülas - yon, yapı bazında becerilebilecek enerji üretme becerisi yerine büyük yatırımlar gerektiren, yani sadece para sahibi ticaret ehli tarafından becerebilecek yatırımlarla, güneş ve rüzgar tarlaları oluşturmak ve yine bize satmaya devam etmektir. Bu yatırım, sadece sanayi ihtiyacına yönelik kullanıldığında yerini bulur. Belki kay - nak temizdir, sürdürülebilirdir artık. Ama konutlara, çarşı pazara yönlendiğinizde, insanlar hala bedel ödemektedir o ener - jiye. Fiyatların böylece düşeceğine inan - mak da safça bir hayaldir. Hangi sahte koşullar yaratılıp, vergi ve sanal hizmet uydurmaları ile ne kadar zamlanacağı belli olmayan bir alışveriş sürüp gide - cektir. Önemli olan, insanlara yaşamsal hürriyeti verebilmektir. Muhtaç olmaktan kurtarmaktır. Gerekli sistemi, özendirici koşullarda vatandaşa edindirmek, yani ona özgürlüğünü hediye etmektir. Birey - sel özgürlüğün sağlanamadığı bir ülke, gerçek özgürlüğüne kavuşamaz. Fosil yakıtların fiziki sonu gelmeden ve savaş - lara neden olan alışverişinden kurtulmak elbette çok önemlidir. Ama dış tahakküm - den kurtulurken, küçük ölçekte sanılan iç tahakkümleri sürdürüyor olmak değildir aklı başında bir yönetimden beklenen. Çözüm Nedir? Üretime sınırlayıcı bir ömür biçilmezse, teknoloji ve sanayi ne yapar ne eder, kime ne satar?.. Amaç sadece, önce ihtiyaç yaratıp sonra satmak, bazı doktorların yaptığı gibi önce hastalığı yaratıp sonra tedavisini sunmak mıdır? Alternatif, kur - gusu ve amacı farkı bir üretim ve yaşam mümkün müdür? Bence asrın sorusu budur. Bir sanayici, neyi-nasıl üretip nasıl satmalıdır ki kadim günahlarından kurtulsun?.. Bu süreçte, nasıl bir yöntem izlemeliyiz ki, insanlar da işsiz kalmasın, yani üretim hız kesmesin. Peki çözüm nedir?.. Acaba daha az harcama ile yetine - bilmek daha az çalışma ile mümkün olduğunda, cuma günleri de tatil olabilir, toplumsal ilişkiler ve aile bağları daha da kuvvetlenebilir mi? Ya da dinlenmeye, spora, sosyal aktivitelere, insani amaçlı gayretlere ve dünyayı tanımaya daha çok zaman ayırabilir miyiz o zaman?.. Düşünmeye değer!.. Tek tehlike, düşen satış miktarının, yükselen satış fiyatları ile dengelenmeye kalkılması olur. Bence en doğru olan, eski sermaye grubunun, insanları kandırmaktan, sahte mecbu - riyetler yaratmaktan vazgeçip, hayatı kolaylaştırıcı farklı ürünlere yönelmesi - dir bundan böyle... Daha rahat, uzun ömürlü ve sağlıklı yataklardan, solmayan ve leke tutmayan kumaşlardan dikilen elbiselere, tüm yaşamsal enerjisini bedel ödemeden üretebilen ve deprem riski hiç taşımayan evlere, kainatın yüzde 97’sine dayanan, sınırsız ve tertemiz bir kaynak PERSPEKTİF
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=